İÇİNDEKİLER
Konuyla ilgili sorunuz mu var?

Size nasıl yardımcı olabilirim?

ÇOCUĞUN AHLAKİ GELİŞİMİ
-KOHLBERG-

Kohlberg, ahlaki gelişimde zihinsel etkenler üzerinde önemle duran ve gelişim kavramını buna göre oluşturan araştırmacılardan biridir. Kohlberg’e göre ahlak, hak-haksızlık, doğru-yanlış, iyi-kötü konularında bilinçli yargılama ve karar vermeyi ve bu karar doğrultusunda davranışta bulunmayı kapsayan bilişsel bir yapıdır. Bir başka deyişle, Kohlberg’e göre bilişsel bir yetenek olan ahlak; bireyin kendisinin belirlediği ve aynı zamanda evrensel ilkelerle örtüşebilecek düzeydeki ilkelere göre yargıda bulunması, kararlar alması ve bu doğrultuda davranabilmesi yeteneğidir.

Kohlberg, ahlak gelişiminin bilişsel gelişim ile paralellik gösteren bir yaklaşım içerisinde oluştuğunu açıklamıştır. Tayland, Malezya, Meksika, Türkiye gibi çeşitli ülkelerdeki ahlaki düşünmeleri araştıran Kohlberg, bu ülkelerde yaşayan bireylerde birbirine benzer gelişim süreçlerinin varlığını saptamıştır. Gelişim sürecinin bir dine ya da dinsizliğe bağlı olmadığını da belirtmiştir. Kohlberg’e göre bütün kültürlerdeki insanlar adalet, eşitlik, sevgi, saygı, otorite gibi aynı temel ahlaki kavramları kullanırlar.

Kohlberg, Piaget gibi çocuk ve yetişkinlerin belirli durumlarda davranışlarını yöneten kuralları nasıl yorumladıklarını incelemiştir. Ancak Piaget’den farklı olarak, Kohlberg araştırmasını çocukları oyunda gözleyerek değil; çocuklara ve yetişkinlere, ahlaki ikilemleri kapsayan belirli durumlar vererek, onlara bu durumlarda nasıl tepkide bulunacaklarını sorarak yürütmüştür. Onun en meşhur sorularından biri şudur:

“Hans’ın karısı ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Doktorlar, ancak bir eczacının geliştirdiği bir ilacın fayda edeceğini söylerler. Hans eczacıya gider. Eczacı oldukça yüksek bir fiyat ister. Hans istenen paranın ancak yarısını bulabilir. Eczacıya yarısını teklif eder, eczacı kabul etmez. Yarısını daha sonra ödemeyi teklif eder, eczacı yine kabul etmez. Hans da akşam eczaneye gizlice girip ilacı çalar. Hans suçlu mudur? Suçluysa neden suçludur? Hans suçsuz mudur? Suçsuzsa neden suçsuzdur?”

Kohlberg, aldığı cevapları sınıflayarak insanların altı yargı aşaması geçirdiklerini belirtmektedir. Bu altı aşama ise “Gelenek öncesi düzey”, “Geleneksel düzey” ve “Gelenek sonrası düzey” olmak üzere üç ana evrede meydana gelmektedir. Diğer kuramlarında olduğu gibi her bir düzey kendinden önceki düzeye dayanmakta, kendinden sonraki döneme temel oluşturmaktadır.

Gelenek Öncesi Düzey

Bu düzeyde çocuğun, iyi-kötü, doğru-yanlış konusundaki yargıları; kendisinin yakınında bulunan ve fiziksel üstünlüğe sahip, genellikle anne-baba gibi otorite kaynaklarına dayanır. Bu aşamada doğru ya da yanlış olanı yargılarken çocuğun kullandığı ölçütler, içsel olmaktan çok dışsaldır. Özellikle çocuğun eylemlerinin doğru ya da yanlış oluşunu belirleyen şey, bu eylemlerin sonuçlarıdır. Bu düzeydeki çocuklar, insan yaşamının değerini sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayacak bir araç olarak görürler ve kendi ihtiyaçlarını ön planda tutarak tatmine yönelirler.

Ceza-İtaat Dönemi (4-6 Yaş)

Bu evrede davranışın doğruluğu ya da yanlışlığı sonucuna bakılarak değerlendirilir. Örneğin çocuk, eğer ahlaki olarak hata yapmışsa cezalandırılır; doğru olanı yapmışsa cezalandırılmaz. Olayın gerisindeki neden önemli değildir. Birinci evre son derece ilkel özellikler taşır. Çocuk bütün sorunlara fiziki cezalarla çözüm arar. Zıddı olan doğru davranış düşüncesi ise ödül getireceği kanısındadır. Çocuklar bu evrede, kendilerini henüz bir toplumun üyesi olarak algılamazlar ve ahlakı, kendilerinin dışında bir olgu olarak görürler. Kohlberg’e göre bu evrede otorite, fizyolojik bakımdan güçlü görülmekte ve dolayısıyla bu erişilmez gücün oluşturduğu sabit ve durağan kurallar dizisine sorgusuz sualsiz zorunlu bir itaat söz konusudur.

Çıkara Dayalı Alışveriş Dönemi (6-10 Yaş)

Bu evrede “göze göz, dişe diş” anlayışı hâkimdir. Kurallara, ihtiyacı karşıladığı sürece uyulur. Bu dönemdeki birey için her şey karşılıklıdır. “Doğru” olan şey, diğer insanların ihtiyaçlarını da dikkate alan, somut ve adil alışveriştir. Bu evredeki kişi “Ne kadar verirsem, o kadar almalıyım” anlayışına sahiptir. Çocuklar bu dönemde diğer insanların ilgilerinin de farkına varırlar. Ancak ahlaki yargıda bulunacakları zaman, başkalarının ihtiyaçlarını somut bir şekilde dikkate almakla birlikte hâlâ kendi ihtiyaçlarını ön planda tutarlar.

Bu evrede çocuk, otoritenin de hata yapabileceğini somut olarak kavramaya başlar. Böylece, otoritenin daha önce düşündüğü gibi güçlü olmadığını anladığında topluma karşı yeni bir bakış açısı kazanır ve yavaş yavaş kendini diğer insanların yerine koyar. Ancak bu dönemde düşünce hâlâ somut seviyededir. Bu dönemdeki kişiler genellikle:

“Hans suçsuzdur, karısı için böyle yapmıştır. İnsan karısı için böyle davranmalıdır. Karısı da onun için böyle yapardı.”

şeklinde düşünürler.

Geleneksel Düzey

Bu düzeydeki birey, gelenek öncesi düzeyin bencil bakış açısından grup değerlerini ve kurallarını bilişsel açıdan tanıma düzeyine geçiş yapar. Birey, kişiler arası iyi ilişkiler kurma eğilimine yönelir. Geleneksel düzeydeki kişiler için aile, grup ve diğer insanların beklentileri her şeyden önemlidir. Sosyal düzeni destekleme ve sadakat önemlidir. Kendi ihtiyaçları bazen grubunkilere göre ikinci planda kalır. Geleneksel düzeye geçişte en önemli bilişsel farklılık, rol alma ya da empati kurma becerisinin gelişmesidir.

Kişilerarası Uyum Dönemi (10-15 Yaş)

Bu evrede kişiler arası uyum ya da iyi davranış; başkalarını hoşnut kılan, onlara yardım eden ve onlar tarafından beğenilen davranıştır. Kibar olarak takdir edilmek önem kazanmıştır. Bu evrede iyi vatandaş vergi öder; iyi çocuk anne ve babanın koyduğu kurallara uyar.

İyi davranış, başkalarına yardım etmek ya da onları mutlu etmektir. Başkaları tarafından onay görmek, “iyi çocuk” olmak önemlidir. Benmerkezciliğin azalmasıyla birey, olaylara başkaları açısından bakabilme özelliği kazanır. Ahlaki yargılarda artık başkalarının hissettikleri de dikkate alınır. Ancak davranışlar sadece ceza almamak için değil, aynı zamanda başkalarını mutlu etmek için yapılmaya çalışılır.

Bu dönemdeki insanlar genellikle:

“Hans suçludur, çünkü toplumdaki insanlar Hans’ı ayıplayacaktır.”

şeklinde düşünürler.

Kanun ve Düzen Dönemi (15-18 Yaş)

Bu dönemde yasa ve kural yönelimi vardır. Otoriteye ve kurallara uyma, toplumun isteklerini yerine getirme yönelimi başlamıştır. Kurallara uymanın nedeni toplumsal düzenin korunmasıdır.

Birey için doğru davranmak demek, toplumsal düzeni korumak ve toplumun refahı doğrultusunda hareket etmektir. Kanunlar sorgulanmaksızın izlenir, kanunlara uymayanlar asla onaylanmaz. Bu dönemde genellikle:

“Hans suçludur, çünkü kanunlara aykırı davranmıştır. Kanunlar toplumsal düzeni sağlamaya yarar, Hans toplumsal düzeni bozmuştur.”

denir.

Gelenek Sonrası Düzey

Bu düzeyde insan yaşamı, kutsal ve evrensel bir değer olarak algılanır. İnsan haklarının gözetildiği evrensel değerler benimsenir. Ahlaki özerkliği gelişmiş olan birey, toplumun kurallarını anlar ve kabul eder. Ancak gerektiğinde kurallar, daha iyi bir toplum oluşturmak amacıyla evrensel ilkeler ışığında değiştirilmeye çalışılır.

Sosyal Anlaşma Dönemi (18-20 Yaş)

Bu aşamada kanunlar ve bireysel haklar eleştirel biçimde incelenir. Toplumun kanunlarının göreli ve topluma özgü olduğu kabul edilmektedir.

Doğru olan davranış, insanların farklı düşünce ve değerlere sahip olduğunu bilmek ve bu değerleri çoğunluğun görüşüne ters düşse bile korumaktır. Bu dönemde genellikle:

“Hans suçludur, çünkü insanlar toplum içinde birbirlerinin özel eşyalarına saygı göstermek zorundadır.”

denir.

Evrensel Ahlaki İlkeler Dönemi (20 Yaş ve Üzeri)

Altıncı evrede hayatın değeri, her türlü kişiler arası ilişkiden öte, evrensel bir zorunluluk olarak kabul edilir. Evrensel etik ilkelerine yönelim vardır.

Bu evrede birey, insanların sonlu varlıklar olduğunu kavrar ve onlara bu bağlamda davranılması gerektiğini düşünür. Bireyin sahip olduğu ahlaki inançlar çoğu zaman toplumdaki çoğunluk tarafından kabul edilen sosyal düzenle çatışma halindedir.

Bu dönemde genellikle:

“Hans suçsuzdur, çünkü insan hayatı her şeyden önemlidir. Bir insanın hayatı söz konusu olduğunda hırsızlık yapılabilir.”

şeklinde düşünülür.

Genel Değerlendirme

Kohlberg’in ahlaki gelişim evreleri bazı niteliksel özellikler gösterir: Gelişim evreleri adım adım birbirini izler. Örneğin ikinci evrenin bencil bireyi, doğrudan dördüncü evreye atlayamaz. Yetişkinlerin çoğunluğu dördüncü evrede bulunur, ancak bazılarının beşinci ve altıncı evreye doğru gelişmeleri mümkündür. Yaş, her zaman gelişim göstergesi değildir. Bazı gençler, yetişkinlerden daha yüksek evrelere ulaşabilmektedir. Bilişsel gelişim, ahlaki gelişim için gerekli ama tek başına yeterli değildir.

KAYNAKÇA
  • 1

    Kohlberg’in Bilişsel Ahlak Gelişimi Teorisi: Ahlak ve Demokrasi Eğitimi – Dr. Nermin ÇİFTÇİ -Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi

  • 2

    Kuşakların Ahlaki Değerleri Birlikte Öğrenmesi: Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Kuramı Açısından Bir Değerlendirme – Doç. Dr. M. Akif KILAVUZ ve Dr. İbrahim GÜRSES – Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Yaşama, Çocuğa, İnsana ve Psikolojiye Dair Yazılar

İlgili Yazılar

  • 23

    Eyl

    Erikson’a göre kişiliğin gelişimi doğumdan ölüme kadar sekiz evrede gelişir. Çocuğun kişilik gelişimini belirleyen ise beş evre vardır. Merkezinde; güven, özerklik, girişim, çalışma ve başarma, kimlik, yakınlık kurma, üretkenlik ve benlik bütünlüğü gibi kavramların bulunduğu bu kurama Erikson’un Psikososyal Gelişim Evreleri denir.

  • 23

    Eyl

    Freud, kişiliği gelişim açısından inceleyen ve kişiliğin temel karakter yapısında bebeklik ve çocukluk yıllarının önemini belirten ilk kuramcıdır. Freud, beş yaşın sonlarında kişiliğin oldukça biçimlendiği ve bu yaştan sonraki gelişimin, temel yapının işlenmesiyle sınırlandığı inancındaydı.

  • 23

    Eyl

    Psikomotor gelişim, yaşam boyu devam eden motor becerilerde ortaya çıkan davranışların kontrol altına alınması sürecidir. Bu davranışlar; duyu organları, zihin ve kasların birlikte çalışmasıyla gerçekleşir.